15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Stoper, Bir Ortasaha, Bir Forvet Birgün Markete Gitmiş...

Yargıtayın kararını bekliyorum. Ama bence nafile bekleyiş olacak. Bu sene UEFA sopasının yerini Yargıtay sopası alacak. En kritik zamanlarda "Yargıtay mahkememin verdiği cezayı yetersiz gördü" türünden haberler çıkacak. Ve eğer karar Fenerbahçe ve Başkan aleyhine olacaksa en kritik zamanda açıklanacak. Mesela bu C10 ile puan puana girdiğimiz son 3 haftada olabilir. Ya da Yargıtay kararı biraz daha erken açıklanıp "Tahkim Kurulu yargının kararı üzerine Fenerbahçe dosyasını yeniden ele alacak" söylemiyle gelişebilir olaylar. Ama kesinlikle ve kesinlikle Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman ve diğer dik durmayı başaran her kim varsa gitmeden bu mesele kapanmayacak. Misal Ali Koç gitti bile. Ben Murat Özaydınlı'yı da sayarım ama kaç kişi katılır bilmiyorum.

Önümüzdeki bir kaç sene boyunca şampiyonluk falan beklemiyorum ben. Arada bir taraftar ilgisini ayakta tutmak için ikinci olup CL ön elemeye katılmamıza veya UEFA Ligi'ne gitmemize olanak tanıyabilirler . Bu süreyi bilinçli bir şekilde yönetip kulübü elimizde tutabilirsek ne ala. Yoksa Fenerbahçe'yi kaybedeceğiz.

Ama tüm bunları bir kenara bırakalım.

Haydi şimdi Aykut'a giydirelim. Haydi oyuncuların yetersizliğinden bahsedelim. Haydi Başkan neden bu kadar sessiz diyelim. Hatta haddimizi haylice aşıp "Bu yönetimin artık kullübe faydası olmaz, gitsinler yerine yenileri gelsin" diyelim :(







8 Ağustos 2012 Çarşamba

Sev ya da Sevme, ama Sövme!

Vaslui maçı öncesinde ve maç içerisinde Selçuk sürekli eleştirildi.

Sonunda güzel bir skorla kazandık, keyfimiz yerinde. Bu eleştiriler belki unutulacak. İşte tam da bu yüzdendir ki bunu bu gün konuşmamız gerek.

Kim olursa olsun sporcu eleştirilebilir, ben de çok eleştirmişimdir Selçuk'u. Ama yeri geldiğinde hakkını da vermek gerek!

Sevilla deplasmanında ayağındaki topu kaptırıp sonra bir de rakip oyuncuyu formasından çekip sarı kart görmesi, peşisıra serbest vuruştan gol yememiz :/

Evelki sene Ali Samiyen'de çıkacağımız maç öncesi 11 oynayacağı belli olunca röportajda "Taraftar nezdinde pek kredim kalmadığının farkındayım" demesi... Habere bir taraftarın "Üzülme koçum orta sahadan bir tane çakarsın beş yıllık kredi doldurursun" diye yorum yazması... Maçta Selçuk'un 34 metreden çakıp Leo Franco'yu evine göndermesi... Adnan Polat'ın kalecisini şike yapmakla itham etmesi... Hiç birine paha biçilemez. Ne Visa ne Mastercard :)

Hatalarını eleştirelim, ama bu akşam ikinci golde Gökhan Gönül'e attığı topu da tekrar tekrar dikkatlice seyredelim ;)

Sporcumuzu sevemiyorsak hiç değilse sövmeyelim. Şunu bilmek gerek, bu adamların hepsinin yaptığı iş, oturduğu yerden ahkam kesen bizlerden çok daha yüksek yetenekler gerektiriyor ve onlar buna bizden daha fazla sahipler.

Ve bir yere varacaksak bizi bu kardeşlerimiz taşıyacak.

Ama gene de bir Alex değil !






6 Ağustos 2012 Pazartesi

Öylesine bir yazı...

Boşa harcayacak zamanı olmayan okumasın, bir şey anlatmıyorum, sadece içimi döküyorum.

Telefon pazarlamacılarının tuzağına düşmüşlüğüm vardır. Bir vakitler bir telefon ile pazarlama şirketinden ingilizce eğitim bilgisayarı olarak tanıtılan TimeTop diye bir şey almıştım. Sonra ziyadesiyle baydılar. Ayda iki üç kez arayıp birşeyler çakmaya uğraştılar. En son tıpkıbasım Nutuk'u aldım. Ürün elime geçince de çok sinir oldum. Tamam; kaliteli kağıda basılmış 400 sayfalık 5-6 kiloluk bir kitap. Güzel de bir kutu içinde geldi. Ama ne dizini var ne de indeksi. Kitabın içinde aradığın bir şeyi bulmak için bir kaç kez hatim edip ezberlemiş olmak gerekli.

Maalesef 3 Temmuz sonrası taraftar hareketine katılarak DigiTurk'ümü iptal ettirme şerefine nail olamadım. Çünkü bir kaç ay öncesinde zaten iptal ettirmiştim. Tam da o şike yaptığımız sene içinde şifre çözücü cihaz bozuldu. Bugün yarın derken üç ayı geçirmişim, tamir derdine düşmemişim. Neden böyle yaptım diye düşününce cevabı hemen ortadaydı. Erkek basketbol, bayan voleybol, futbol takımlarının maçlarına koşturmaktan evde maç seyretmeye ne zamanım kalmış ne de enerjim. Aradım iptal ettirdim, ama epey zor oldu, toplam 5 telefon görüşmesi gerekti.

Yabancı kökenli olan, Türkiye'de sadece kredi kartı pazarlayan bir bankadan kredi kartım vardı. Hiç kullanmadığım halde her sene kart işletim ücreti gönderiyorlardı ve ben de paşa paşa ödüyordum. Bir gün "Ben keriz miyim lan" deyip aradım çağrı merkezini ve "Kartımı iptal edin" dedim. Yaklaşık 14 kez iptal isteğimi tekrarladıktan sonra telefondaki kız bana "Bizim için müşteri memnuniyeti önceliktir, siz bizim 10 yıllık müşterimizsiniz" deyince, "Hanımefendi, müşteri memnuniyeti deyip duruyorsunuz, 10 dakikadır 30 defa tekrarladığım isteğimi yerine getirmediniz" dedim. Aldığım cevap "Beyefendi henüz sadece 6 dakikadır konuşuyoruz" oldu. O konuşmanın sonunda kredi kartımı iptak ettirmeye muktedir olduğumda kendimi altın kemer almış bir boksör kadar başarılı hissediyordum. (Hala da aklıma geldikçe hissederim)

Sonra gene bu TimeTop'u aldığım firmadan aradılar. Haftada ikiye kadar çıktıkları oldu. Sonra bir gün koptum... Ve "Aramayın lan beni bir daha, bu numarayı da müşteri portföyünüzden silin" dedim. "Neden böyle söylüyorsunuz" diye sordu telefonun ucundaki, ben de "Çok sık arıyorsunuz, rahatsızlık boyutuna geldiniz" dedim. Bir hafta sonra aynı şirketten birisi aradı ve "Sık aranmaktan neden rahatsız olduğunuzu öğrenebilir miyiz" dedi !

Son bir yıldır artık pazarlama telefonlarına cevap vermiyorum. Direk yüzlerine kapatıyorum.

Bugun sonu 1907 diye biten bir numara aradı. Heyecanla açtım. Dergi aboneliğinizi yenilemek istiyor musunuz diye sordu. "Tabi ki, de neden taraftar kart için aramıyorsunuz lan süresi doldu" diye fırçayı çekip kapattım.

Bir sene daha dergim elime gelecek.

Mutluyum.